Yani...
"Ödemişli Biraderler"
Hani liseye başlayan bir grup erkek kendini göstermek, kişilik özelliklerini ihşa etmek ister ya...
Hani kısa filme merak sarar da kendini rezil etmemek için komediden çok gerilim ağırlıklı film çeker ya...
Yaptıkları dışarıdan çok ciddi görünmez ama onlar işini çok ciddiye alır ya...
İşte öyle bir şey...
İşte öyle bir şey...
OBS
Ben, Kıvanç Güldürür, Utku Özdil, Şerif Ali Çakıray ve Semih Solak'tan oluşan bir kısa film ekibidir. Geçmiş zamanda üyeler arasında bir takım tartışmalar çıkmıştır lakin neler olup bittiğini kimse hala tam olarak bilmemektedir. Kısaca; Sadece beş kişi değildik. E lisedeyiz tabi; "Ben de filmde oynayabilir miyim"ciler çok... Ya da değil. İki satır önceki cümlenin o cümleden bir sonraki cümleyle alakası yok. Ehehe!?
Bizi hormonların ağırlığı ezdi,
Dudağı yoran bir söze kırıldık...
OBS'den önce de kısa film merakımız vardı. Hatta bir tane çekmiştik...
Oyuncuların performansı inanılmaz, kurgu berbattı.
YouTube'da. Ararsanız bulursunuz.
O vidyonun linkini buraya yazacak kadar medeni cesaret sahibi olsaydım Adriana Lima'ya dokunurdum. Yapardım.
"Bu işi büyütelim bebeğim!" dedik...
Altı saatlik kurgular, haftalarca süren çekimler...
...sonra OBS daha ciddi bir ekip oldu.
Kağıda senaryo yazıp getirmeler, daha ketum diyaloglar...
İsteksizlik... Some Kind of Monster kafası...
Tabi bu işin magazinsel tarafı. Her şeye rağmen OBS dört tane unutulmaz filme imzasını attı;
Bir Cinayetin Anatomisi
Kanlı PSP
Gazap
Bir Cinayetin Anatomisi: Tonguç (1/2)
Bir Cinayetin Anatomisi: Tonguç (2/2)
Çekmeye de devam edecek... Galiba... Destek olursanız neden çekmeyelim?
Ödemisli Biraderler!
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Not: "Ulan YouTube kapalı, K-Tunnelle de kim uğraşacak düşüncesiz?!" diyecek olursanız "Sakin ol canım, Anti-Sansür'ü indir" derim ve eklerim "Bu program YouTube'u, Imeem'i ve senin gibi gergin insanları rahatlatacak bütün kapalı siteleri açıyor."
30 Eylül 2008 Salı
OBS
Etiketler:
BCA,
Bir Cinayetin Anatomisi,
drop the hourglass of time,
ehehe,
Gazap,
Kanlı PSP,
Kısa Film,
OBS,
Ödemisli Biraderler,
Ödemiş,
Ricky Martin
28 Eylül 2008 Pazar
27 Eylül 2008 Cumartesi
"Born to lose, live to win."
Lemmy The Movie 2009'da geliyor!
"Lemmy kim?" derseniz;
"Motörhead'in vokali olan, büyük benlere sahip, kızlara sarkmayı çok seven, durmadan sigara içen, bira içmediği gün olmayan ve de viskinin yaktığı bir boğaza sahip olan şahane bir adam" derim.
Ve eklerim;

"Öff hiç iyi anlatamadın Cem yaa!" derseniz;
"Al o zaman!" derim.
"Lemmy kim?" derseniz;
"Motörhead'in vokali olan, büyük benlere sahip, kızlara sarkmayı çok seven, durmadan sigara içen, bira içmediği gün olmayan ve de viskinin yaktığı bir boğaza sahip olan şahane bir adam" derim.
Ve eklerim;

"Öff hiç iyi anlatamadın Cem yaa!" derseniz;
"Al o zaman!" derim.
23 Eylül 2008 Salı
Bağırma lan!
Arkadaşımın önerdiği bir grubun albümünü indiriyorum.
Dinliyorum...
Gitar (Leere) giriyor, bateri (Steve Wolz) giriyor. Sakin kafa ne güzel. Dınt dını-nıt dıt!
Gece... Ne kadar da çok yıldız var bu gece gökyüzün ...
"ANENİSKEYİM?" diyorsun ve ekliyorsun "Neler oluyor lan?"
Saklanıyorsun, korkuyorsun; gitar coşuyor, baterist terliyor.
Bir daha soruyorum: "Neler oluyor?"
Bir - iki dakika sonra da "HANANI!" diyorsun... İyice korkuyorsun; üzerine doğru dalaklarla, böbreklerle geliyorlar! Manyağın teki çığlık atıyor, öksürüyor, can çekişiyor! Adeta kedi yiyorlar, kan içiyorlar. "Adam mı yiyorlar, müzik mi yapıyorlar?"
... ve bunların hepsini tek bir vokal elemanı yapıyor; "Nattramn"
SILENCER'ı dağıtan vokal. İsteyerek yapmadı; tımarhaneye yatırıldı.
Böyle de güzel reklam yaparım...
Grup hakkında çok da ayrıntıya girmek istemiyorum; sarsılmanızı istiyorum!
Ben size grubun bir klibini vereyim. (Zaten bir tane var. Ehehe!)
Ama bunu dinlediniz diye "Death - Pierce Me"yi dinlemezseniz kalbim kırılır; tuzla buz olur hocam...
1- Death - Pierce Me
2- Sterile Nails And Thunderbowels
3- Taklamakan
4- The Slow Kill In The Cold
5- I Shall Lead, You Shall Fallow
6- Feeble Are You
Anlatmak istemiyorum dedim!
Dinleyin! Dinleyin! Dinleyin!
Dinleyebilirseniz...
Dinliyorum...
Gitar (Leere) giriyor, bateri (Steve Wolz) giriyor. Sakin kafa ne güzel. Dınt dını-nıt dıt!
Gece... Ne kadar da çok yıldız var bu gece gökyüzün ...
"ANENİSKEYİM?" diyorsun ve ekliyorsun "Neler oluyor lan?"
Saklanıyorsun, korkuyorsun; gitar coşuyor, baterist terliyor.
Bir daha soruyorum: "Neler oluyor?"
Bir - iki dakika sonra da "HANANI!" diyorsun... İyice korkuyorsun; üzerine doğru dalaklarla, böbreklerle geliyorlar! Manyağın teki çığlık atıyor, öksürüyor, can çekişiyor! Adeta kedi yiyorlar, kan içiyorlar. "Adam mı yiyorlar, müzik mi yapıyorlar?"
... ve bunların hepsini tek bir vokal elemanı yapıyor; "Nattramn"
SILENCER'ı dağıtan vokal. İsteyerek yapmadı; tımarhaneye yatırıldı.
Böyle de güzel reklam yaparım...
Grup hakkında çok da ayrıntıya girmek istemiyorum; sarsılmanızı istiyorum!
Ben size grubun bir klibini vereyim. (Zaten bir tane var. Ehehe!)
Ama bunu dinlediniz diye "Death - Pierce Me"yi dinlemezseniz kalbim kırılır; tuzla buz olur hocam...
1- Death - Pierce Me2- Sterile Nails And Thunderbowels
3- Taklamakan
4- The Slow Kill In The Cold
5- I Shall Lead, You Shall Fallow
6- Feeble Are You
Anlatmak istemiyorum dedim!
Dinleyin! Dinleyin! Dinleyin!
Dinleyebilirseniz...
Etiketler:
Black Metal,
deli vokal,
İsviçre,
korku,
sıçmak,
Silencer,
Sweden,
tımarhane
22 Eylül 2008 Pazartesi
Zom Yazar Kafası
Kafanız çok mu acayip?
Bira kesmedi mi?
Cebinizde 5 YTL mi var?
Efes Güneşi kusturuyor mu?
Plastik şişedeki şaraplara isyan bayrağı mı?
Kasımpaşalı mı? Menemenli mi?
Kibariye ölsün mü?
Ersin Atan yaşasın mı?
"Kafa 1500 ama daha da güzel olsun ulan!" mı?
...
Gurme tadında şarap içicileri sitesine buyurmazsanız olmaz!
...
"Ne alakası var lan?" demeyin, girin bakın bi' yaa! En azından HQ şarap kafanız olur! Hem de Türkçe! Site yani... Öeh!
Güzel Marmara (Köpek Öldüren) ne güzeldin sen. Saklayan varsa alacağım. 20 YTL son?
ÖSS kafası, telaş kafası, ne olacağını bilmeme kafası hallerine düşende Ethemle şarap der geçende. Hasan Mutlucan!
Ayrıca Ramazan'da şarhoş olmayacak kadar alkol almak günah değilmiş.
Siz yine de güvenmeyin bana ama... Öyle duydum...
Kaçınız oruç tutuyorsa artık...
Yaptığımız çok ayıp lan!
Daha fazla günah isteyenler için tatlı şarabımız da var.
Tövbe, tövbe, tövbe, tövbe! TÖVBE!
Bira kesmedi mi?
Cebinizde 5 YTL mi var?
Efes Güneşi kusturuyor mu?
Plastik şişedeki şaraplara isyan bayrağı mı?
Kasımpaşalı mı? Menemenli mi?
Kibariye ölsün mü?
Ersin Atan yaşasın mı?
"Kafa 1500 ama daha da güzel olsun ulan!" mı?
...
Gurme tadında şarap içicileri sitesine buyurmazsanız olmaz!
...
"Ne alakası var lan?" demeyin, girin bakın bi' yaa! En azından HQ şarap kafanız olur! Hem de Türkçe! Site yani... Öeh!Güzel Marmara (Köpek Öldüren) ne güzeldin sen. Saklayan varsa alacağım. 20 YTL son?
ÖSS kafası, telaş kafası, ne olacağını bilmeme kafası hallerine düşende Ethemle şarap der geçende. Hasan Mutlucan!
Ayrıca Ramazan'da şarhoş olmayacak kadar alkol almak günah değilmiş.
Siz yine de güvenmeyin bana ama... Öyle duydum...
Kaçınız oruç tutuyorsa artık...
Yaptığımız çok ayıp lan!
Daha fazla günah isteyenler için tatlı şarabımız da var.
Tövbe, tövbe, tövbe, tövbe! TÖVBE!
Etiketler:
Ersin Atan,
hayyam,
kibariye,
şarap,
veya Zaza Ersin Atan,
www.hayyam.com,
Zaza
21 Eylül 2008 Pazar
Bir kişiyi daha gaza getirebilirsem... Ne mutlu bana!
Alternatifi biz buluruz; siz ÖSS'yi kaldırın!
Her gün yaptığımız geyiğin geyiklikten çıkmış hali gibimsi.
Biz de haklıyız, onlar da haklı; Türkiye'deki bütün öğrenciler haklı!
E o zaman...
"Akıllı.tv"lere düştü işim
YouTube sen benden gittin gideli
İktidara çok yanlış şeyler söylemekten korkuyorum...
Her gün yaptığımız geyiğin geyiklikten çıkmış hali gibimsi.
Biz de haklıyız, onlar da haklı; Türkiye'deki bütün öğrenciler haklı!
E o zaman...
"Akıllı.tv"lere düştü işim
YouTube sen benden gittin gideli
İktidara çok yanlış şeyler söylemekten korkuyorum...
20 Eylül 2008 Cumartesi
Açık Mavi (Konsept Değişikliği)
Eski okuyucularım fark etmiştir zaten. Açıklamayı "Ay, ay! Neden değişti acaba?" diyenler için yapıyorum hocam.
Okullar açıldı, sinirler gerildi. Benimkiler çok daha fazla gerildi. Delirdim ben. Yaz aylarında şen, şakrak yazılar yazan Cem Batur gitti, "Gıbıstısınakoyayım! Fuck! Fuck! Fuck!" şeklinde cümleler kuran bir Cem Batur geldi. Sonra "Bu kadar Emo nereden çıkıyor?" Öğrenciler okula karşı bu kadar nefret doluyken tabi öyle yamulurlar. Neyse ki doğruyla yanlışı ayırt edebilecek kadar aklımız var. Pank nat det! Teheyt!
Yine konudan saptım ama yazacaklarımı unutmadım. Önemli olan da bu değil mi sevgili okuyucularım?
Evet... Okul, sinir, kan, gözyaşı diyordum en son. Efendim ben bir gün okuldan döndüm. Döndüm ama ne dönüş. Sıcak, ter, insan, sinir, ders, mers! Çok sinirliydim ulan! Aziz öfke boynumu sarmıştı! Açtım bloğu yazacak yazı bulamadım. "Ayıp Yazı"da geçen olay henüz gerçekleşmemişti. Gerçekleşmiş olsaydı şimdi orada çok daha farklı bir yazı olurdu. Katmerli küfürler, gözyaşı Tsunamisi falan. Neyse, bloğu açtım. O kafayla "Bu ne lan böyle?" dedim. Şablonu değiştirdim, renkleri, değiştirdim; No colors anymore I want them to turn black!
... Bloğu kırmızı ve siyaha boğdum. Bu sefer bloğu gördükçe sinir oluyordum! James "Mmm-aah!" dese yeridir yani. Bilgisayarı da kapattım. "Anarchy in The Ödemiş" kafasındaydım. Ye, iç, sıç ve bilumum ihtiyaçlar derken akşam oldu dışarı çıktık; nargile içmeye gittik. Fakat sinir doluydum!
Muhabbet ettik; muhabbetler de gerdi beni! Neyse ki nargile hepsini unutturdu. E kafa da biraz kalınlaştı tabi. Pilottum, eve uçtum, uyudum. Ama aklımda siz okuyucularım vardı; blogumu görünce kim bilir nasıl üzülecektiniz. Canlarım benim! Keşke çok uzun kollarım olsa da sarılsam hepinize.
Sabah kalktım, okula gittim. Dünü unutmuştum; kafam boştu. Boş kafayı yedi saat doldurmamak ise çok zordu. But I did it! I DID IT!
Eve gittim hocam. İlk iş açtım blogu, çok üzüldüm o haline. Renksiz, gergin, üzgün. Ben genelde sinirli biriyim. Başkalarına karşı değil, kendi içimde. Tanıdığım insanlara, tanımadığım insanlara, yakın arkadaşlarıma, herkese sinirlenirim! Ama söyleyemem yüzlerine. Sakinleştiririm kendimi. Siz beni dışarıdan sakin görmeye devam; sizlere sinirlenemem! Neyse... Renklerle sakinleşmek diye bir şey var. Misal; bloğumu görüp sakinleşirsin ama bazı yazılarımı okurken sinirlenirsin. Yavaş yavaş tanıyorsunuz beni. Blog, bir insanın kendini anlatmasıdır hocam!
Yeni konsept nasıl olacaktı? "Ses" konsepti biraz rahatsız ediciydi; aynı şablonu mu kullanacaktım yine? Asla! Carpe diem hojam! (Arap Bacı Sound System) Değişiklik kaçınılmazdı ama kaçınılmaz diye de baştan savma olmak zorunda değildi. Çok iyi olmalıydı ulan! Hemen açtım Photoshop'u; bir fotoğrafımı (Akustik gitar görünce hangimiz mutlu olmuyoruz ki?) sizin için düzenledim, yeni şablon seçtim, eski konseptin izlerini sildim ve rengin tonunu değiştirdim. Sizin için... Açık Mavi...
Önceki konseptte mavinin kapalı tonlarını kullanmıştım. Mavi iyiydi, açık mavi daha iyi. İç mimar mı olsam lan? Düşünsenize... Açık mavi... Rengi açık mavi olan şeyleri düşünün... Deniz? Gökyüzü? "Bir Mavi Çiçek?"
Siz rahatlayın, uyuşturun kendinizi yeter ki. Yeter ki bir an her şeyden uzaklaşıp güzel duygularla baş başa kalın. “Whiskey In The Jar” çalsın kafanızda, yüksek bir ağacın tepesindeki iki kişilik hamakta “O”nunla yattığınızı düşünün.
Sonra kendinize gelin...
Çünkü onlar gerçek değil. İşte benim ruhum, işte benim bloğum. Ya hep mutlu ya hep sinirle dolu. Ortası yok! Ya da ben bulamadım. Bu kadar düşünmeme rağmen %80 sinirle yaşıyorum ben ulan!
Bu gördüğünüz açık mavi ise %20'm. Onu da sizinle paylaşıyorum... Elimden geldiğince, insaniyet namına...
Yazı nereden nereye geldi be! Aşk, hüzün, kedi b.ku derken… Neyse… Konseptin neden değiştiğini elimden geldiğince anlattım en azından. Dolaylı yoldan oldu ama anlattım…
…
Yeni Başlayanlar İçin Not:
Bundan önceki konsept “Ses”ti hocam. Başlık ise “Antandros yankılarından duyduklarım”dı. İyi haberler veya olaylar için “Sesi Aç!” başlıklı yazılarım vardı. Kötüler için ise “Sesi Kıs!”ı kullanıyordum. Temmuz ayındaki yazılarımı okursanız olayı daha iyi anlarsınız. “Şimdiki konseptin adı ne?” derseniz. Bilmiyorum. Ama illa ki bir isim istiyorsanız; “Açık Mavi”
Okullar açıldı, sinirler gerildi. Benimkiler çok daha fazla gerildi. Delirdim ben. Yaz aylarında şen, şakrak yazılar yazan Cem Batur gitti, "Gıbıstısınakoyayım! Fuck! Fuck! Fuck!" şeklinde cümleler kuran bir Cem Batur geldi. Sonra "Bu kadar Emo nereden çıkıyor?" Öğrenciler okula karşı bu kadar nefret doluyken tabi öyle yamulurlar. Neyse ki doğruyla yanlışı ayırt edebilecek kadar aklımız var. Pank nat det! Teheyt!
Yine konudan saptım ama yazacaklarımı unutmadım. Önemli olan da bu değil mi sevgili okuyucularım?
Evet... Okul, sinir, kan, gözyaşı diyordum en son. Efendim ben bir gün okuldan döndüm. Döndüm ama ne dönüş. Sıcak, ter, insan, sinir, ders, mers! Çok sinirliydim ulan! Aziz öfke boynumu sarmıştı! Açtım bloğu yazacak yazı bulamadım. "Ayıp Yazı"da geçen olay henüz gerçekleşmemişti. Gerçekleşmiş olsaydı şimdi orada çok daha farklı bir yazı olurdu. Katmerli küfürler, gözyaşı Tsunamisi falan. Neyse, bloğu açtım. O kafayla "Bu ne lan böyle?" dedim. Şablonu değiştirdim, renkleri, değiştirdim; No colors anymore I want them to turn black!
... Bloğu kırmızı ve siyaha boğdum. Bu sefer bloğu gördükçe sinir oluyordum! James "Mmm-aah!" dese yeridir yani. Bilgisayarı da kapattım. "Anarchy in The Ödemiş" kafasındaydım. Ye, iç, sıç ve bilumum ihtiyaçlar derken akşam oldu dışarı çıktık; nargile içmeye gittik. Fakat sinir doluydum!
Muhabbet ettik; muhabbetler de gerdi beni! Neyse ki nargile hepsini unutturdu. E kafa da biraz kalınlaştı tabi. Pilottum, eve uçtum, uyudum. Ama aklımda siz okuyucularım vardı; blogumu görünce kim bilir nasıl üzülecektiniz. Canlarım benim! Keşke çok uzun kollarım olsa da sarılsam hepinize.
Sabah kalktım, okula gittim. Dünü unutmuştum; kafam boştu. Boş kafayı yedi saat doldurmamak ise çok zordu. But I did it! I DID IT!
Eve gittim hocam. İlk iş açtım blogu, çok üzüldüm o haline. Renksiz, gergin, üzgün. Ben genelde sinirli biriyim. Başkalarına karşı değil, kendi içimde. Tanıdığım insanlara, tanımadığım insanlara, yakın arkadaşlarıma, herkese sinirlenirim! Ama söyleyemem yüzlerine. Sakinleştiririm kendimi. Siz beni dışarıdan sakin görmeye devam; sizlere sinirlenemem! Neyse... Renklerle sakinleşmek diye bir şey var. Misal; bloğumu görüp sakinleşirsin ama bazı yazılarımı okurken sinirlenirsin. Yavaş yavaş tanıyorsunuz beni. Blog, bir insanın kendini anlatmasıdır hocam!
Yeni konsept nasıl olacaktı? "Ses" konsepti biraz rahatsız ediciydi; aynı şablonu mu kullanacaktım yine? Asla! Carpe diem hojam! (Arap Bacı Sound System) Değişiklik kaçınılmazdı ama kaçınılmaz diye de baştan savma olmak zorunda değildi. Çok iyi olmalıydı ulan! Hemen açtım Photoshop'u; bir fotoğrafımı (Akustik gitar görünce hangimiz mutlu olmuyoruz ki?) sizin için düzenledim, yeni şablon seçtim, eski konseptin izlerini sildim ve rengin tonunu değiştirdim. Sizin için... Açık Mavi...
Önceki konseptte mavinin kapalı tonlarını kullanmıştım. Mavi iyiydi, açık mavi daha iyi. İç mimar mı olsam lan? Düşünsenize... Açık mavi... Rengi açık mavi olan şeyleri düşünün... Deniz? Gökyüzü? "Bir Mavi Çiçek?"
Siz rahatlayın, uyuşturun kendinizi yeter ki. Yeter ki bir an her şeyden uzaklaşıp güzel duygularla baş başa kalın. “Whiskey In The Jar” çalsın kafanızda, yüksek bir ağacın tepesindeki iki kişilik hamakta “O”nunla yattığınızı düşünün.
Sonra kendinize gelin...
Çünkü onlar gerçek değil. İşte benim ruhum, işte benim bloğum. Ya hep mutlu ya hep sinirle dolu. Ortası yok! Ya da ben bulamadım. Bu kadar düşünmeme rağmen %80 sinirle yaşıyorum ben ulan!
Bu gördüğünüz açık mavi ise %20'm. Onu da sizinle paylaşıyorum... Elimden geldiğince, insaniyet namına...
Yazı nereden nereye geldi be! Aşk, hüzün, kedi b.ku derken… Neyse… Konseptin neden değiştiğini elimden geldiğince anlattım en azından. Dolaylı yoldan oldu ama anlattım…
…
Yeni Başlayanlar İçin Not:
Bundan önceki konsept “Ses”ti hocam. Başlık ise “Antandros yankılarından duyduklarım”dı. İyi haberler veya olaylar için “Sesi Aç!” başlıklı yazılarım vardı. Kötüler için ise “Sesi Kıs!”ı kullanıyordum. Temmuz ayındaki yazılarımı okursanız olayı daha iyi anlarsınız. “Şimdiki konseptin adı ne?” derseniz. Bilmiyorum. Ama illa ki bir isim istiyorsanız; “Açık Mavi”
Etiketler:
açıklama,
felan,
gibi,
konsept,
Otobiyografi
18 Eylül 2008 Perşembe
Çıkan Kısmın Özeti
Worlde.net - Blogunuzdaki kelimeler itina ile karıştırılır.Sezyum Abi'den gördüm; özendim.
Oku, oku Cem Batur'u tanı.
Ya da direk Feysbuk...
Şiir gibi.
13 Eylül 2008 Cumartesi
"Forgive me... Forgive me not!"
They've come here, TO KICK YOUR ASS!
Metallica, Metallica, Metallica... Davayı satmışlarmış da, metal değil hard rock yapıyorlarmış da... Hep kötülediler onları hocam; Amerika'da yaşayan -bazı şeylere doymuş- ve hiç birşeyden hoşnut olmayan insanlara özendiler. Onların maymun iştahlı çürük beyinlerini çok ulu sandı koduğumun kişiliksiz mahlukları. Örneğin; Ekşi Sözlük yazarları. "... And Justice For All'dan sonra hiç albüm yapmadılar abi yeaa!" gibisinden entryler yazdılar, Murat Boz ve Metallica'yı aynı kefeye koyan, kalın kafalı bir nesil yarattılar...
St. Anger'ı albüm olarak görmediler; dinlediler ama bir tat alamadılar. Neden? Çünkü onlar farklı olmalıydı. Güzel şeylerden keyif almayı birbirlerine yasakladılar. Böylece daha çok saygı göreceklerdi! Kızlar onları daha çok sevecekti. Siktirsinler! Buyursunlar evime de saygı göstereyim. Bir "All Within My Hands"i sonuna kadar dinlemediler, dinleyemediler; Gökçe'ye taptılar, Fergie için öldüler, Gwen Stefani için göğüslerini jiletlediler!
"Some Kind Of Monster"ı izleyen headbanger kardeşlerim bir kaç ay belgeselin etkisinden kurtulamadı. Metallica, St. Anger'ı sevmeyenlere böyle bir güzellik yaptı. "Bak kardeşim" dedi "Biz bu albümü yapmak, sizi memnun etmek için çok uğraştık. Kişisel sorunlarımıza da şahit olun; bizi biraz anlayın." James gelir de bana sorarsa "Ben birşey anlamadım." derim. "Süper albüm be hocam!" derim. Peki St. Anger'a sayıp söven tayfa ne yaptı? "Üç saat onların dertlerini mi dinleyeceğim yaa?", "St. Anger temalı bir belgeseli izler miyim abi ben yaa? Albüm b.k gibi, bir de utanmadan belgesel çekmişler." dedi. Bunlar söylendi. Gerçekten...
Bir beş sene bunlarla geçti, gitti. Sonra yeni albüm haberi geldi. Hatta bazı konserlerde yeni şarkılar söylendi. Bu şarkıları dinleyen kaya kafa tayfa ne dedi? "James çok yaşlandı abi!" Bahane bulamadılar!.. Albüm ismi açıklandı. O ismi görünce kalbim manyak gibi atmaya başladı; "Death Magnetic"
DEATH MAGNETIC!
O heyecanla bütün interneti yerle bir ettim. Haliyle sıra Ekşi Sözlük'e geldi. Entry şu; "Hayatımda duyduğum en looser albüm isimlerinden biri!" Vay be... "Vay bee..." dedim. Dedirttiler! Ruhsuz ipneler! Milyonluk eşekler! Nasıl söyleyebildiniz bunu? "Yiğitler Silkinende, Ata Binende" mi olacaktı albümün ismi? Neyse... Daha önümüzde bir sürü satır var; sinirden daktiloyla ihtarname yazarmış gibi abanıyorum klavyeye.
Çok geçmeden tracklist yayınlandı;
1- That Was Just Your Life
2- The End Of The Line
3- Broken, Beat & Scarred
4- The Day That Never Comes
5- All Nightmare Long
6- Cyanide
7- The Unforgiven III
8- The Judas Kiss
9- Suicide & Redemption
10- My Apocalypse
Unforgiven... III? Okuyunca beynim çatlayacakmış gibi oldu (Metallica söz konusu olunca benim vücuduma hep birşeyler oluyor), dönüp dönüp bir daha okuyordum. 30 saniyelik tadımlıkları dinleyip iyice coşmuştum ki yine -sinirleneceğimi bile bile- Ekşi Sözlük'e girdim. Entry; 1- "Abi Unforgiven III ne yaa? Abarttılar artık. Lord of the Rings gibi" 2- "(bkz: Unforgiven Tree)" Şu sempatiğe bakar mısın? Espriye bakar mısın? Hani "... or are you unforgiven too"ya nazaran... Allah belanı versin! Evin, barkın içine kaçsın!
... ve bir 3 Eylül gecesi. Torrent-Arena'da gezerken. Onu gördüm. "Death Magnetic" Ellerimin titremesinin durmasıyla torrentin başlaması aynı ana denk geliyor hocam.
Saat sabaha karşı 03:35'ti... Ve Cem Batur Zaimoğlu, uzun zamandır olmadığı kadar mutluydu.
Ne Ekşi Sözlük vardı, ne de "Metal ne abi yaa? Anana küfrediyorlar, sen onu dinliyorsun." diyen adamlar. Sadece Biz vardık. James, Rob, Lars, Kirk ve ben.
Ekşi Sözlük'te "Metallica is back!" yazıyordu. (bkz: Dönek, karaktersiz) Her yerde olumlu yorumlar, her forumda "Headbang yapmaktan whiplash manyağı oldum" yazan insanlar... "Forgive me, forgive me not!", "Hunt you down all nightmare long!", "Won't you let me stay?", "But the sunshine never comes!"
Dedim ki;
Metallica loves me! I love them! Love is a four letter word and always spoken here!
Duygularımı tam olarak açıklayamadım. Ama şunu bilin ki albüm elime geçtiğinden beri mp3 çalarım, hoparlörlerim hiç susmak bilmedi. O güzide şarkıları her dinlediğimde duygu sellerinde boğuldum. Aşk denizde can oldum, damlalar oldum; damladım da damladım. Tarifi imkansız hocam... Dinleyin... Alın orjinal albümü, yırtın poşeti ve dinleyin...
(Not: Bu yazı beton gibi ve sinir dolu bir kafayla yazılmıştır; üzülen, kalbi kırılan arkadaşların bir - iki bukkake, blowjob falan izlemesi tavsiye olunur. Beni haksız bulanların yüzüne de itinayla "Metal up your ass!" diye böğürülür.)
Metallica, Metallica, Metallica... Davayı satmışlarmış da, metal değil hard rock yapıyorlarmış da... Hep kötülediler onları hocam; Amerika'da yaşayan -bazı şeylere doymuş- ve hiç birşeyden hoşnut olmayan insanlara özendiler. Onların maymun iştahlı çürük beyinlerini çok ulu sandı koduğumun kişiliksiz mahlukları. Örneğin; Ekşi Sözlük yazarları. "... And Justice For All'dan sonra hiç albüm yapmadılar abi yeaa!" gibisinden entryler yazdılar, Murat Boz ve Metallica'yı aynı kefeye koyan, kalın kafalı bir nesil yarattılar...
St. Anger'ı albüm olarak görmediler; dinlediler ama bir tat alamadılar. Neden? Çünkü onlar farklı olmalıydı. Güzel şeylerden keyif almayı birbirlerine yasakladılar. Böylece daha çok saygı göreceklerdi! Kızlar onları daha çok sevecekti. Siktirsinler! Buyursunlar evime de saygı göstereyim. Bir "All Within My Hands"i sonuna kadar dinlemediler, dinleyemediler; Gökçe'ye taptılar, Fergie için öldüler, Gwen Stefani için göğüslerini jiletlediler!
"Some Kind Of Monster"ı izleyen headbanger kardeşlerim bir kaç ay belgeselin etkisinden kurtulamadı. Metallica, St. Anger'ı sevmeyenlere böyle bir güzellik yaptı. "Bak kardeşim" dedi "Biz bu albümü yapmak, sizi memnun etmek için çok uğraştık. Kişisel sorunlarımıza da şahit olun; bizi biraz anlayın." James gelir de bana sorarsa "Ben birşey anlamadım." derim. "Süper albüm be hocam!" derim. Peki St. Anger'a sayıp söven tayfa ne yaptı? "Üç saat onların dertlerini mi dinleyeceğim yaa?", "St. Anger temalı bir belgeseli izler miyim abi ben yaa? Albüm b.k gibi, bir de utanmadan belgesel çekmişler." dedi. Bunlar söylendi. Gerçekten...
Bir beş sene bunlarla geçti, gitti. Sonra yeni albüm haberi geldi. Hatta bazı konserlerde yeni şarkılar söylendi. Bu şarkıları dinleyen kaya kafa tayfa ne dedi? "James çok yaşlandı abi!" Bahane bulamadılar!.. Albüm ismi açıklandı. O ismi görünce kalbim manyak gibi atmaya başladı; "Death Magnetic"
DEATH MAGNETIC!
O heyecanla bütün interneti yerle bir ettim. Haliyle sıra Ekşi Sözlük'e geldi. Entry şu; "Hayatımda duyduğum en looser albüm isimlerinden biri!" Vay be... "Vay bee..." dedim. Dedirttiler! Ruhsuz ipneler! Milyonluk eşekler! Nasıl söyleyebildiniz bunu? "Yiğitler Silkinende, Ata Binende" mi olacaktı albümün ismi? Neyse... Daha önümüzde bir sürü satır var; sinirden daktiloyla ihtarname yazarmış gibi abanıyorum klavyeye.
Çok geçmeden tracklist yayınlandı;
1- That Was Just Your Life2- The End Of The Line
3- Broken, Beat & Scarred
4- The Day That Never Comes
5- All Nightmare Long
6- Cyanide
7- The Unforgiven III
8- The Judas Kiss
9- Suicide & Redemption
10- My Apocalypse
Unforgiven... III? Okuyunca beynim çatlayacakmış gibi oldu (Metallica söz konusu olunca benim vücuduma hep birşeyler oluyor), dönüp dönüp bir daha okuyordum. 30 saniyelik tadımlıkları dinleyip iyice coşmuştum ki yine -sinirleneceğimi bile bile- Ekşi Sözlük'e girdim. Entry; 1- "Abi Unforgiven III ne yaa? Abarttılar artık. Lord of the Rings gibi" 2- "(bkz: Unforgiven Tree)" Şu sempatiğe bakar mısın? Espriye bakar mısın? Hani "... or are you unforgiven too"ya nazaran... Allah belanı versin! Evin, barkın içine kaçsın!
... ve bir 3 Eylül gecesi. Torrent-Arena'da gezerken. Onu gördüm. "Death Magnetic" Ellerimin titremesinin durmasıyla torrentin başlaması aynı ana denk geliyor hocam.
Saat sabaha karşı 03:35'ti... Ve Cem Batur Zaimoğlu, uzun zamandır olmadığı kadar mutluydu.
Ne Ekşi Sözlük vardı, ne de "Metal ne abi yaa? Anana küfrediyorlar, sen onu dinliyorsun." diyen adamlar. Sadece Biz vardık. James, Rob, Lars, Kirk ve ben.
Ekşi Sözlük'te "Metallica is back!" yazıyordu. (bkz: Dönek, karaktersiz) Her yerde olumlu yorumlar, her forumda "Headbang yapmaktan whiplash manyağı oldum" yazan insanlar... "Forgive me, forgive me not!", "Hunt you down all nightmare long!", "Won't you let me stay?", "But the sunshine never comes!"
Dedim ki;
Metallica loves me! I love them! Love is a four letter word and always spoken here!
Duygularımı tam olarak açıklayamadım. Ama şunu bilin ki albüm elime geçtiğinden beri mp3 çalarım, hoparlörlerim hiç susmak bilmedi. O güzide şarkıları her dinlediğimde duygu sellerinde boğuldum. Aşk denizde can oldum, damlalar oldum; damladım da damladım. Tarifi imkansız hocam... Dinleyin... Alın orjinal albümü, yırtın poşeti ve dinleyin...
(Not: Bu yazı beton gibi ve sinir dolu bir kafayla yazılmıştır; üzülen, kalbi kırılan arkadaşların bir - iki bukkake, blowjob falan izlemesi tavsiye olunur. Beni haksız bulanların yüzüne de itinayla "Metal up your ass!" diye böğürülür.)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
