29 Aralık 2008 Pazartesi

Thorn Within


























Bilmiyorum...
Güzel olmayan şeyler bazen rahatlatıcı olabiliyor.
d-e-a-d?

28 Aralık 2008 Pazar

Dip dip... Dip dip...


La la la! Bunalım falan, ders, mers, sınav... Sıkılmak? Bobby Mcferrin? Uuuuu! La la la la laa! Dip dip...

22 Aralık 2008 Pazartesi

FAIL



















































































Do you wanna win? Then, you FAIL!

20 Aralık 2008 Cumartesi

It's comin' your way! It comes!



Guitar Hero III: Metallica
2009 için ölürüm! Ama 2010'da ölürüm.

Ucundan azıcık tracklisti de vereyim ki the slave becomes the master;

Enter Sandman
For Whom The Bell Tolls

Fuel
Hit The Lights
King Nothing
Master of Puppets
No Leaf Clover
Nothing Else Matters
Sad But True
The Unforgiven
Where I May Roam

No Excuses - Alice In Chains
Turn The Page - Bob Seger
Hell Bent For Leather - Judas Priest
Demon Cleaner - Kyuss
Tuesdays Gone - Lynyrd Skynyrd
Blood and Thunder - Mastodon
Armed and Ready - Michael Schenker Group
Mother of Mercy - Samhain
Black River - The Sword

Foo Fighters
Queen
Slayer

The Dream is true, The Dream is true...

15 Aralık 2008 Pazartesi

Wolvy



Ama ben bu filmi bekliyordum!
Ama ben yanıyordum bu film için!
Ölüyordum ben!
Trailerı izlemeyenler ve anlama özürlüler için; X-Men Origins: Wolverine

9 Aralık 2008 Salı

Cafer'e bez dayanmaz.



















Ebeyin .mı Kamil!
Pentangle o bir tanem, çük beyinlerinizle haber yapmayın. Peyzaj mimarını da bulup "Long Live Metal!" demek lazım aslında. "Mustafa" belgeseli gibi... Anlayana canım anlayana. Bu haberi yazanlar da PKK üyelerinin sahip olduğu kadar beyin sahibi değil mi şimdi? Ergenekon gibiyim.

Acayip Şeyler

"Şimdi beni at bu oyundan
Zaten kendim olamıyorum
Sadece bir galon daha bırak
Çıktım artık oyundan ama
Ben içmeden yarim ölemiyorum"

Hani şu şarkı gibi di mi?

"Bir başkayım bu akşam
Sarhoş olamıyorum"

Hayır, değil.

Diyorum ki "Luxus, güzel grup"
Türkiye'de iyi müzik yapan insana ve insan topluluğuna nadir rastlanıyor ya; işte bunlar istisna gibi değil gibi. Çok kötü değil. Bence...



























Buraya tıklarsan iner. Evet, albüm.

Bu link de bütün şarap severlere ve kredi kartı sahiplerine gelsin efendim. Çocuğu bakkala rakı almaya göndermek gibi...

"Elveda Meyhaneci"ydi lan o şarkının adı. Ayı gibi unutkan oldum ben. Kavurma ağırlığı heralde. Evet, kutlu olsun! Hani konuşamazsın ya bazen... Seviyorum ben seni.

Tahta oturdu içime











































Böyle bir şey vardı, ne oldu ona?

3310 ama değil gibi
Tuşları İlhan İrem gibi

30 Kasım 2008 Pazar

Dinliyorsun, teşekkür ediyorsun. Capisci?

Sonata Arctica - It Won't Fade







You borrow the moment, betray your own heavens
The darkness is thickening, breathing gets harder
The balance is off, some take more than give back,
the attitude, ignorance, proved to be fatal

for that tiny spark that led our way
you poisoned the air, should you stay away, hence
Wish to be one of us, follow the trail
Take the time offered, don't toss it away

travesty, no trial, defendant is guilty
and we are the judges and sentence the jury
to pay for forgiveness with silent contentment
Stand in the line with the rest of us

We cannot carry you further today
hear what you don't say, thus help... in any way
Need you to learn how to cry without darkness
Face like the others the pain that is harmless

Feel the world has let you down
somehow, we cannot see this
Have to bear the winterburn
You can only wait, if it will fade with time

Secrecy, silence, a stench of treason
the glow of the darkness, you brought in the daylight
The cure will not kill you, there's no such mercy.
rules of the nature are fair and cruel...

we cannot wait for you, for limbo, forever
don't make us walk away, packs stay together
Fear would be justified. Will be there soon.
The things that you do will infect us too

Feel the world has let you down
somehow, we cannot see this
Have to bear the winterburn
You can only wait, if it will fade with time

Where's your trust, where's your heart, where's your soul?
Who's your friend? Who'll be there in the end?


Who do you call a friend...
should we start to bewail?

a lot of things are changing
and re-arranging
I have to say I saw it coming
yet did nothing...
In the darkest of times
B.o.B's earn the right for the name

Not all shared the idea to give you the chance to
fail us again, to bite off
the feeding hand...

counting one, two...see?
odds defying the gravity...

we'll move along, well fed puppy...
you are too confident and careless to cut it
had no rules, that is to change
or you'll forever run alone

but you never will, the little child of the wild
you've got a skin, gray coat, they hate
no, you cannot hide behind your glowing eyes
you bear the sign and it won't fade

(Son nakaratı bağırarak söylüyoruz arkadaşlar)

Feel the world has let you down
somehow, we cannot see this
Have to bear the winterburn
You can only wait if it will fade with time


It won't fade-ye-yeah!

22 Kasım 2008 Cumartesi

Ey siz!

Bahadır Boysal'ın -L-Manyak Kasım 2008 sayısındaki- Islak Köpek adlı köşesinden alıntıdır;

"Kedi-Püsü Gençlik
E anasını satayım.. Yıllar aslanlar gibi geçti de.. "Nerde o eski ramazanlar?" cimcimesine ben de girdim işte.. Hakkaten de çok güzel eğleniyoduk altı yedi yıl evvel.. Şahane tekno-tekne partileri yok muydu?.. Hep birarada değil miydik?.. Yalan mı?.. Şimdi gençlik, kedi gibi evinde.. İnternetinde, DVD'sinde değil mi?.. Yani bu pokeler neye deva oluyo ulan???. Evde götü yastığa koyup saatlerce sanalda kafayı yuvarlamak.. Ulan medeniyet denilen şey.. Monotonluğu hiç affetmezki! Hayat, harekettir bebeğime!.."

Ayrıca asosyallik harici bir mesaj da ben vermek istiyorum ama gizlice, saklıca efendim. Vermeyeyim. Vermiş de olabilirim. (East, north, west, north, east + 6 + iks) Uzağız diyorum. Uzağız. Çok. Ayıpsa ayıp hüleayn!

Garip dediğin fotoğraf zaten




































































Cem, zamanımı öldür bebeğim!

4 Kasım 2008 Salı

Teyze The Legend

Teyze heard their screams
Through flaming walls
Walls, Teyze could not tear down
Teyze could not help them

















Teyze would been away for two full years
Only to return too late to save them
Helplessly Teyze watched her life go up in flames

Kopan Teyze


Teyze pull the sword from the glowing fire
And hammer-beat in on the anvil
Forging it with rage and hate
Teyze will seal her enemy's fate

Teyzeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee!

Yaşa Mustafa Kemal Paşa'm!

İstedikleri kadar kötülesinler; "Mustafa" mükemmel bir belgesel olarak anılacak. Filmdeki Mustafa'nın Atatürk olduğunu unutan bütün eleştirmenler, bütün köşe yazarları b.k yemiş sayın Kaarilerim! Ülkemdeki akılsız insanlara hitap eden bu entel magandaların oyunları Ata'mızı karalamak içindir. Yazarlarımız(!) Can Dündar'ın Atatürk karşıtı sikkolara Ata'm hakkında ileri geri konuşabileceği bir eser vermiş olduğu için sinirlenmiş olabilirler; belki haklılar, belki değiller. Ortada tek doğru var ki; Atatürk sizin (ya da bazılarınızın) bildiğiniz Atatürk'tür. Yüce kahraman, ulu önder, hepimize bağımsızlığı benimseten ve ruhuyla bile Türkiye'yi kurtarabilecek kadar güçlü olan Mustafa Kemal Paşa. Atatürk'ün insan üstü güçleri yoktur, çok zekidir; hepimizin olabileceği gibi...

Filmi yanlış yorumlayanların söylediği gibi Atatürk, ayyaş, karı-kız düşkünü, kopyacı bir diktatör değildir! Can Dündar'ın bize anlatmak istediği Atatürk'ün çektiği zorluklara nasıl dayandığı, o dönemin kısıtlamaları altında nasıl yükseldiği, yılmadan çalıştığıdır. Türk toplumuna örnek olmak için sevdiği kadından ayrılıp daha kültürlü, sevmediği bir kadınla evlenmesi, Türkiye'nin daha aydınlık günler görebilmesi için o gün ki devrim karşıtlarını astırması onu asla kötü yapmaz! Ona bu nedenler yüzünden kötü diyenler olayın arka yüzünü görmeyen veya görmek istemeyenlerdir. Bu kara böcekler ta o günlerden bugünlere Türkiye'yi karartma çabaları içindeler.

Bugün kime sorsam AKP karşıtı, devrimci, Türkiye'nin halini parlak görmüyor; başa geçip bu düzeni ani bir darbeyle değiştirmek istiyor. Ama -onların gözündeki süper kahraman- Atatürk'ün insanları astırdığını duyunca çıldırıyor, belgeseli kötülüyor, Atatürk'ü acımasız bir diktatör yapıyor. Bunda bir yanlışlık yok mu? Bu insanlar hala mucizevi güçlere mi inanıyor?

Evet... İnanıyor...

Atatürk'ü bize Allah gönderdi demeyi bırakın! Allah bize korumamız için bir ülke verdi; koruyamadık. Koskoca Osmanlı küçüldü, küçüldü tamamen yok olma noktasına geldiği sırada aklı başında bir insan çıkageldi ve buna bir dur dedi. Hem de etrafı ülkesini parçalamak isteyen bir sürü yüksek merci sahibi "vatandaş"la doluyken...

Bugünlerde herkes Atatürk'ün fikirlerini çok seviyor ama sayısı çok az olan vatan hainlerine bir şey yap(a)mıyor...

O zamanın padişahı, bugünün başbakanı... O zamanın kurtuluşumuzu planlayan Atatürk'ün idamını isteyen padişahı, bugünün bizi medyasıyla körleştiren, duygusuzlaştıran, dışa bağlayan başbakanı... Bir kere olsun "Ne mutlu Türk'üm diyene!" demeyen, hadi bırak onu "Türk'üm!" bile demeyen başbakanımız... Soyu, sopu belli olmayan başbakanımız...

Atatürk bize ne kadar uzak farkında mısınız? Kimse onun gibi olamaz, günümüz Türkiye'sini kurtarmak için onun gibi birisinin doğmasını beklemeliyiz. BİZ ATATÜRK'ÜZ! BİZ ONUN GENÇLİĞİ, ONUN ÇOCUKLARIYIZ! Bunu övünerek söyleyebiliyorsunuz değil mi? Hani faaliyetleriniz? Anca "Mustafa'da Atatürk kötüleniyor" deyin, dar görüşlü olun, en son model at gözlükleri takın! Yukarıda bahsettiğim ve sizin hiç hoşunuza gitmeyen kara böcekleri hatırlıyor musunuz?

Onları hiç unutmayın... Ve asla oyunlarına kanıp onlara sempati duymayın. Böcek ne kadar büyük olursa olsun her zaman sizden daha küçüktür. Durmadan ezin!

Can Dündar'a Atatürk'ün "bizim gibi" bir insan olduğunu hatırlattığı için teşekkür ediyorum ama beyinsiz böceklerin önüne Atatürkle dalga geçebilecekleri bir malzeme attığı için de kınıyorum... Gerçi böyle çıkışlar da olmasa Türkiye hepten mucizeler ülkesine döner... Herhalde... İnşallah yanılıyorumdur...

"Beni hatırlayınız..."
Mustafa Kemal Atatürk

Senin insan olduğunu unuttular bile Paşa'm...

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Köşe yazılarından seçmeler;
Yılmaz Özdil
Kıymet Nadir Bindebir

31 Ekim 2008 Cuma

Neden böyle olduk biz?

february,08 IST/ Turkey


Ne desem boş lan... Sokaklar da boş...

22 Ekim 2008 Çarşamba

Lleno Tocino

Pedro Shimose'nin "Tıka Basa Pastırma" adlı şiirini sizlere sunmaktan büyük mutluluk duyuyorum efendim. Ahmet Kaya'nın şiirin çevirisini yapmış, üzerinde küçük oynamalar yapmış ve en son olarak da şarkı haline getirmiş olduğunu belirtmek istiyorum. Okuyun efendim. Teşekkür ederim efendim.

Yokluğunun nedeni Alfasilin'dir canım
Antibiyotikler ve saattler ne kadar dakiktirler
İçmesem olmaz
Yokluğunun tünelinden dört gün, dört gece geçtim
Rüyalarımda yanımdaydın, hep seni içtim
Kaç şehir geçtim ama olmuyor
Sigaram da seni istiyor, annem "Nerde?" diyor
Ağlıyorum sesli sesli hem de çok sesli!..
Ağzı tıka basa dolu pastırma!
İçe dışa, başa kıça kar yağıyor!
Ona, buna, şuna, bana laga luga etme
Buralara oralara kar yağıyor...
Ağzı tıka basa dolu pastırma
İçe dışa başa kıça kar yağıyor!
Ona, buna, şuna, bana laga luga etme
Buralara oralara kar yağıyor...
Bak akşam oldu yine içime bir kurt düştü.
Atsam kendimi mi barlara?
İçi dolu bardaklara; bir içsem, bir içsem
Seni görsem...
Bahanemsin zaten tek bahanemsin
Sığındığım yoksul hanemsin
Sanki annemsin; olmasam ölecek misin?
Pazar, pazartesi, salı sonda
Piyango başıma boktur, başıma bir güvercin kondur!
İşe, işe boşver işe, çalış malış koştur!
Meyhaneci Memo etrafı çok acayip kesiyor.
İkran gene aşık, kendinden geçiyor.
İnsanlar da bu akşam ne biçim içiyor.
Hadi sen de iç...
Sen de iç...
Piç!

O değil de Ahmet Kaya'yı vatan haini olmaya zorlamaları ne kadar çirkin bir şey be! Vikipedi'den "Hakkındaki Suçlamalar"ı okuyun. En son yaptığı büyük götlük olsa da medyanın ona yaptığı görmezden gelinemez. Gelinebilir mi?

Aslında inceden puştmuş. Huzur içinde yatmıyor ya onu biliyorum.
Yatsın mı istiyorum? Hayır!

19 Ekim 2008 Pazar

1 Ekim 2008 Çarşamba

Yâd etmek

Bayram ne kadar da duygusal yapıyor lan adamı...
Eski gelenekler, yaşlı akrabalar, gerçek mutluluklar, hatırlanan ölümler...

Hele bir bayram televizyonu var ki beni duygu sellerine boğan...

- Duygularımı nesnelerle paylaşayım istedim zira yazmaya devam edersem gözyaşlarım bir sel olup akacak Ayşe.
-Anlıyorum Necdet, anlıyorum.

Boomp3.com













































- "Şaşkın Damat" filminde Kemal Sunal'ın sözlüsünü başkasıyla nişanlanırken yakaladığında söyledikleri; "Ben biliyordum ki... Benim gibi bir bahçıvan parçasını kim sever? En başta anlamalıydım zaten. Ama işte şu salak kafam. Sizin hiç bir suçunuz yok. Özür dilerim." ...ve ağlaması. (Kemal Sunal'ın ağlaması da üzer insanı. Keşke hep gülseydin be hocam!)

- "Yadeller" filminde Ferdi Tayfur'un Hulusi Kentmen'in evini basması ve Necla Nazır'ı bağıra bağıra çağırması. Hulusi Kentmen'in onu sakinleştirmesi ve ikisinin arasını yapması.

- "Çöpcüler Kralı" filminde Kemal Sunal'ın Ayşen Gruda'yla tahtirevalliye binmesi, konuşmaları, Ayşen Gruda'nın evlenme teklif etmesi ve Kemal Sunal'ın düşmesi.

Eskiden insanlarda ne güzel kafa varmış be!
Fırrk! Evet...

Birlikte gülüp birlikte ağlamamız çok güzel bir şey lan!
Seviyorum sizi!.. Valla!

30 Eylül 2008 Salı

OBS

Yani...
"Ödemişli Biraderler"

Hani liseye başlayan bir grup erkek kendini göstermek, kişilik özelliklerini ihşa etmek ister ya...
Hani kısa filme merak sarar da kendini rezil etmemek için komediden çok gerilim ağırlıklı film çeker ya...
Yaptıkları dışarıdan çok ciddi görünmez ama onlar işini çok ciddiye alır ya...
İşte öyle bir şey...
İşte öyle bir şey...

OBS
Ben, Kıvanç Güldürür, Utku Özdil, Şerif Ali Çakıray ve Semih Solak'tan oluşan bir kısa film ekibidir. Geçmiş zamanda üyeler arasında bir takım tartışmalar çıkmıştır lakin neler olup bittiğini kimse hala tam olarak bilmemektedir. Kısaca; Sadece beş kişi değildik. E lisedeyiz tabi; "Ben de filmde oynayabilir miyim"ciler çok... Ya da değil. İki satır önceki cümlenin o cümleden bir sonraki cümleyle alakası yok. Ehehe!?

Bizi hormonların ağırlığı ezdi,
Dudağı yoran bir söze kırıldık...


OBS'den önce de kısa film merakımız vardı. Hatta bir tane çekmiştik...
Oyuncuların performansı inanılmaz, kurgu berbattı.
YouTube'da. Ararsanız bulursunuz.
O vidyonun linkini buraya yazacak kadar medeni cesaret sahibi olsaydım Adriana Lima'ya dokunurdum. Yapardım.

"Bu işi büyütelim bebeğim!" dedik...
Altı saatlik kurgular, haftalarca süren çekimler...

...sonra OBS daha ciddi bir ekip oldu.
Kağıda senaryo yazıp getirmeler, daha ketum diyaloglar...
İsteksizlik... Some Kind of Monster kafası...

Tabi bu işin magazinsel tarafı. Her şeye rağmen OBS dört tane unutulmaz filme imzasını attı;

Bir Cinayetin Anatomisi

Kanlı PSP

Gazap

Bir Cinayetin Anatomisi: Tonguç (1/2)
Bir Cinayetin Anatomisi: Tonguç (2/2)

Çekmeye de devam edecek... Galiba... Destek olursanız neden çekmeyelim?

Ödemisli Biraderler!

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Not: "Ulan YouTube kapalı, K-Tunnelle de kim uğraşacak düşüncesiz?!" diyecek olursanız "Sakin ol canım, Anti-Sansür'ü indir" derim ve eklerim "Bu program YouTube'u, Imeem'i ve senin gibi gergin insanları rahatlatacak bütün kapalı siteleri açıyor."

27 Eylül 2008 Cumartesi

"Born to lose, live to win."

Lemmy The Movie 2009'da geliyor!

"Lemmy kim?" derseniz;
"Motörhead'in vokali olan, büyük benlere sahip, kızlara sarkmayı çok seven, durmadan sigara içen, bira içmediği gün olmayan ve de viskinin yaktığı bir boğaza sahip olan şahane bir adam" derim.

Ve eklerim;



















"Öff hiç iyi anlatamadın Cem yaa!" derseniz;
"Al o zaman!" derim.

23 Eylül 2008 Salı

Bağırma lan!

Arkadaşımın önerdiği bir grubun albümünü indiriyorum.
Dinliyorum...

Gitar (Leere) giriyor, bateri (Steve Wolz) giriyor. Sakin kafa ne güzel. Dınt dını-nıt dıt!
Gece... Ne kadar da çok yıldız var bu gece gökyüzün ...

"ANENİSKEYİM?" diyorsun ve ekliyorsun "Neler oluyor lan?"

Saklanıyorsun, korkuyorsun; gitar coşuyor, baterist terliyor.
Bir daha soruyorum: "Neler oluyor?"

Bir - iki dakika sonra da "HANANI!" diyorsun... İyice korkuyorsun; üzerine doğru dalaklarla, böbreklerle geliyorlar! Manyağın teki çığlık atıyor, öksürüyor, can çekişiyor! Adeta kedi yiyorlar, kan içiyorlar. "Adam mı yiyorlar, müzik mi yapıyorlar?"

... ve bunların hepsini tek bir vokal elemanı yapıyor; "Nattramn"
SILENCER'ı dağıtan vokal. İsteyerek yapmadı; tımarhaneye yatırıldı.
Böyle de güzel reklam yaparım...

Grup hakkında çok da ayrıntıya girmek istemiyorum; sarsılmanızı istiyorum!
Ben size grubun bir klibini vereyim. (Zaten bir tane var. Ehehe!)
Ama bunu dinlediniz diye "Death - Pierce Me"yi dinlemezseniz kalbim kırılır; tuzla buz olur hocam...

1- Death - Pierce Me
2- Sterile Nails And Thunderbowels
3- Taklamakan
4- The Slow Kill In The Cold
5- I Shall Lead, You Shall Fallow
6- Feeble Are You








Anlatmak istemiyorum dedim!
Dinleyin! Dinleyin! Dinleyin!
Dinleyebilirseniz...

22 Eylül 2008 Pazartesi

Zom Yazar Kafası

Kafanız çok mu acayip?
Bira kesmedi mi?
Cebinizde 5 YTL mi var?
Efes Güneşi kusturuyor mu?
Plastik şişedeki şaraplara isyan bayrağı mı?
Kasımpaşalı mı? Menemenli mi?
Kibariye ölsün mü?
Ersin Atan yaşasın mı?
"Kafa 1500 ama daha da güzel olsun ulan!" mı?

...

Gurme tadında şarap içicileri sitesine buyurmazsanız olmaz!

...

"Ne alakası var lan?" demeyin, girin bakın bi' yaa! En azından HQ şarap kafanız olur! Hem de Türkçe! Site yani... Öeh!

Güzel Marmara (Köpek Öldüren) ne güzeldin sen. Saklayan varsa alacağım. 20 YTL son?

ÖSS kafası, telaş kafası, ne olacağını bilmeme kafası hallerine düşende Ethemle şarap der geçende. Hasan Mutlucan!

Ayrıca Ramazan'da şarhoş olmayacak kadar alkol almak günah değilmiş.
Siz yine de güvenmeyin bana ama... Öyle duydum...
Kaçınız oruç tutuyorsa artık...
Yaptığımız çok ayıp lan!

Daha fazla günah isteyenler için tatlı şarabımız da var.
Tövbe, tövbe, tövbe, tövbe! TÖVBE!

21 Eylül 2008 Pazar

Bir kişiyi daha gaza getirebilirsem... Ne mutlu bana!

Alternatifi biz buluruz; siz ÖSS'yi kaldırın!

Her gün yaptığımız geyiğin geyiklikten çıkmış hali gibimsi.
Biz de haklıyız, onlar da haklı; Türkiye'deki bütün öğrenciler haklı!

E o zaman...



"Akıllı.tv"lere düştü işim
YouTube sen benden gittin gideli


İktidara çok yanlış şeyler söylemekten korkuyorum...

20 Eylül 2008 Cumartesi

Açık Mavi (Konsept Değişikliği)

Eski okuyucularım fark etmiştir zaten. Açıklamayı "Ay, ay! Neden değişti acaba?" diyenler için yapıyorum hocam.

Okullar açıldı, sinirler gerildi. Benimkiler çok daha fazla gerildi. Delirdim ben. Yaz aylarında şen, şakrak yazılar yazan Cem Batur gitti, "Gıbıstısınakoyayım! Fuck! Fuck! Fuck!" şeklinde cümleler kuran bir Cem Batur geldi. Sonra "Bu kadar Emo nereden çıkıyor?" Öğrenciler okula karşı bu kadar nefret doluyken tabi öyle yamulurlar. Neyse ki doğruyla yanlışı ayırt edebilecek kadar aklımız var. Pank nat det! Teheyt!

Yine konudan saptım ama yazacaklarımı unutmadım. Önemli olan da bu değil mi sevgili okuyucularım?

Evet... Okul, sinir, kan, gözyaşı diyordum en son. Efendim ben bir gün okuldan döndüm. Döndüm ama ne dönüş. Sıcak, ter, insan, sinir, ders, mers! Çok sinirliydim ulan! Aziz öfke boynumu sarmıştı! Açtım bloğu yazacak yazı bulamadım. "Ayıp Yazı"da geçen olay henüz gerçekleşmemişti. Gerçekleşmiş olsaydı şimdi orada çok daha farklı bir yazı olurdu. Katmerli küfürler, gözyaşı Tsunamisi falan. Neyse, bloğu açtım. O kafayla "Bu ne lan böyle?" dedim. Şablonu değiştirdim, renkleri, değiştirdim; No colors anymore I want them to turn black!

... Bloğu kırmızı ve siyaha boğdum. Bu sefer bloğu gördükçe sinir oluyordum! James "Mmm-aah!" dese yeridir yani. Bilgisayarı da kapattım. "Anarchy in The Ödemiş" kafasındaydım. Ye, iç, sıç ve bilumum ihtiyaçlar derken akşam oldu dışarı çıktık; nargile içmeye gittik. Fakat sinir doluydum!

Muhabbet ettik; muhabbetler de gerdi beni! Neyse ki nargile hepsini unutturdu. E kafa da biraz kalınlaştı tabi. Pilottum, eve uçtum, uyudum. Ama aklımda siz okuyucularım vardı; blogumu görünce kim bilir nasıl üzülecektiniz. Canlarım benim! Keşke çok uzun kollarım olsa da sarılsam hepinize.

Sabah kalktım, okula gittim. Dünü unutmuştum; kafam boştu. Boş kafayı yedi saat doldurmamak ise çok zordu. But I did it! I DID IT!

Eve gittim hocam. İlk iş açtım blogu, çok üzüldüm o haline. Renksiz, gergin, üzgün. Ben genelde sinirli biriyim. Başkalarına karşı değil, kendi içimde. Tanıdığım insanlara, tanımadığım insanlara, yakın arkadaşlarıma, herkese sinirlenirim! Ama söyleyemem yüzlerine. Sakinleştiririm kendimi. Siz beni dışarıdan sakin görmeye devam; sizlere sinirlenemem! Neyse... Renklerle sakinleşmek diye bir şey var. Misal; bloğumu görüp sakinleşirsin ama bazı yazılarımı okurken sinirlenirsin. Yavaş yavaş tanıyorsunuz beni. Blog, bir insanın kendini anlatmasıdır hocam!

Yeni konsept nasıl olacaktı? "Ses" konsepti biraz rahatsız ediciydi; aynı şablonu mu kullanacaktım yine? Asla! Carpe diem hojam! (Arap Bacı Sound System) Değişiklik kaçınılmazdı ama kaçınılmaz diye de baştan savma olmak zorunda değildi. Çok iyi olmalıydı ulan! Hemen açtım Photoshop'u; bir fotoğrafımı (Akustik gitar görünce hangimiz mutlu olmuyoruz ki?) sizin için düzenledim, yeni şablon seçtim, eski konseptin izlerini sildim ve rengin tonunu değiştirdim. Sizin için... Açık Mavi...

Önceki konseptte mavinin kapalı tonlarını kullanmıştım. Mavi iyiydi, açık mavi daha iyi. İç mimar mı olsam lan? Düşünsenize... Açık mavi... Rengi açık mavi olan şeyleri düşünün... Deniz? Gökyüzü? "Bir Mavi Çiçek?"

Siz rahatlayın, uyuşturun kendinizi yeter ki. Yeter ki bir an her şeyden uzaklaşıp güzel duygularla baş başa kalın. “Whiskey In The Jar” çalsın kafanızda, yüksek bir ağacın tepesindeki iki kişilik hamakta “O”nunla yattığınızı düşünün.

Sonra kendinize gelin...

Çünkü onlar gerçek değil. İşte benim ruhum, işte benim bloğum. Ya hep mutlu ya hep sinirle dolu. Ortası yok! Ya da ben bulamadım. Bu kadar düşünmeme rağmen %80 sinirle yaşıyorum ben ulan!

Bu gördüğünüz açık mavi ise %20'm. Onu da sizinle paylaşıyorum... Elimden geldiğince, insaniyet namına...

Yazı nereden nereye geldi be! Aşk, hüzün, kedi b.ku derken… Neyse… Konseptin neden değiştiğini elimden geldiğince anlattım en azından. Dolaylı yoldan oldu ama anlattım…



Yeni Başlayanlar İçin Not:
Bundan önceki konsept “Ses”ti hocam. Başlık ise “Antandros yankılarından duyduklarım”dı. İyi haberler veya olaylar için “Sesi Aç!” başlıklı yazılarım vardı. Kötüler için ise “Sesi Kıs!”ı kullanıyordum. Temmuz ayındaki yazılarımı okursanız olayı daha iyi anlarsınız. “Şimdiki konseptin adı ne?” derseniz. Bilmiyorum. Ama illa ki bir isim istiyorsanız; “Açık Mavi”

18 Eylül 2008 Perşembe

Çıkan Kısmın Özeti

Worlde.net - Blogunuzdaki kelimeler itina ile karıştırılır.

Sezyum Abi'den gördüm; özendim.

Oku, oku Cem Batur'u tanı.

Ya da direk Feysbuk...

Şiir gibi.

13 Eylül 2008 Cumartesi

"Forgive me... Forgive me not!"

They've come here, TO KICK YOUR ASS!

Metallica, Metallica, Metallica... Davayı satmışlarmış da, metal değil hard rock yapıyorlarmış da... Hep kötülediler onları hocam; Amerika'da yaşayan -bazı şeylere doymuş- ve hiç birşeyden hoşnut olmayan insanlara özendiler. Onların maymun iştahlı çürük beyinlerini çok ulu sandı koduğumun kişiliksiz mahlukları. Örneğin; Ekşi Sözlük yazarları. "... And Justice For All'dan sonra hiç albüm yapmadılar abi yeaa!" gibisinden entryler yazdılar, Murat Boz ve Metallica'yı aynı kefeye koyan, kalın kafalı bir nesil yarattılar...

St. Anger'ı albüm olarak görmediler; dinlediler ama bir tat alamadılar. Neden? Çünkü onlar farklı olmalıydı. Güzel şeylerden keyif almayı birbirlerine yasakladılar. Böylece daha çok saygı göreceklerdi! Kızlar onları daha çok sevecekti. Siktirsinler! Buyursunlar evime de saygı göstereyim. Bir "All Within My Hands"i sonuna kadar dinlemediler, dinleyemediler; Gökçe'ye taptılar, Fergie için öldüler, Gwen Stefani için göğüslerini jiletlediler!

"Some Kind Of Monster"ı izleyen headbanger kardeşlerim bir kaç ay belgeselin etkisinden kurtulamadı. Metallica, St. Anger'ı sevmeyenlere böyle bir güzellik yaptı. "Bak kardeşim" dedi "Biz bu albümü yapmak, sizi memnun etmek için çok uğraştık. Kişisel sorunlarımıza da şahit olun; bizi biraz anlayın." James gelir de bana sorarsa "Ben birşey anlamadım." derim. "Süper albüm be hocam!" derim. Peki St. Anger'a sayıp söven tayfa ne yaptı? "Üç saat onların dertlerini mi dinleyeceğim yaa?", "St. Anger temalı bir belgeseli izler miyim abi ben yaa? Albüm b.k gibi, bir de utanmadan belgesel çekmişler." dedi. Bunlar söylendi. Gerçekten...

Bir beş sene bunlarla geçti, gitti. Sonra yeni albüm haberi geldi. Hatta bazı konserlerde yeni şarkılar söylendi. Bu şarkıları dinleyen kaya kafa tayfa ne dedi? "James çok yaşlandı abi!" Bahane bulamadılar!.. Albüm ismi açıklandı. O ismi görünce kalbim manyak gibi atmaya başladı; "Death Magnetic"

DEATH MAGNETIC!

O heyecanla bütün interneti yerle bir ettim. Haliyle sıra Ekşi Sözlük'e geldi. Entry şu; "Hayatımda duyduğum en looser albüm isimlerinden biri!" Vay be... "Vay bee..." dedim. Dedirttiler! Ruhsuz ipneler! Milyonluk eşekler! Nasıl söyleyebildiniz bunu? "Yiğitler Silkinende, Ata Binende" mi olacaktı albümün ismi? Neyse... Daha önümüzde bir sürü satır var; sinirden daktiloyla ihtarname yazarmış gibi abanıyorum klavyeye.
Çok geçmeden tracklist yayınlandı;

1- That Was Just Your Life
2- The End Of The Line
3- Broken, Beat & Scarred
4- The Day That Never Comes
5- All Nightmare Long
6- Cyanide
7- The Unforgiven III
8- The Judas Kiss
9- Suicide & Redemption
10- My Apocalypse




Unforgiven... III? Okuyunca beynim çatlayacakmış gibi oldu (Metallica söz konusu olunca benim vücuduma hep birşeyler oluyor), dönüp dönüp bir daha okuyordum. 30 saniyelik tadımlıkları dinleyip iyice coşmuştum ki yine -sinirleneceğimi bile bile- Ekşi Sözlük'e girdim. Entry; 1- "Abi Unforgiven III ne yaa? Abarttılar artık. Lord of the Rings gibi" 2- "(bkz: Unforgiven Tree)" Şu sempatiğe bakar mısın? Espriye bakar mısın? Hani "... or are you unforgiven too"ya nazaran... Allah belanı versin! Evin, barkın içine kaçsın!

... ve bir 3 Eylül gecesi. Torrent-Arena'da gezerken. Onu gördüm. "Death Magnetic" Ellerimin titremesinin durmasıyla torrentin başlaması aynı ana denk geliyor hocam.

Saat sabaha karşı 03:35'ti... Ve Cem Batur Zaimoğlu, uzun zamandır olmadığı kadar mutluydu.

Ne Ekşi Sözlük vardı, ne de "Metal ne abi yaa? Anana küfrediyorlar, sen onu dinliyorsun." diyen adamlar. Sadece Biz vardık. James, Rob, Lars, Kirk ve ben.

Ekşi Sözlük'te "Metallica is back!" yazıyordu. (bkz: Dönek, karaktersiz) Her yerde olumlu yorumlar, her forumda "Headbang yapmaktan whiplash manyağı oldum" yazan insanlar... "Forgive me, forgive me not!", "Hunt you down all nightmare long!", "Won't you let me stay?", "But the sunshine never comes!"

Dedim ki;
Metallica loves me! I love them! Love is a four letter word and always spoken here!

Duygularımı tam olarak açıklayamadım. Ama şunu bilin ki albüm elime geçtiğinden beri mp3 çalarım, hoparlörlerim hiç susmak bilmedi. O güzide şarkıları her dinlediğimde duygu sellerinde boğuldum. Aşk denizde can oldum, damlalar oldum; damladım da damladım. Tarifi imkansız hocam... Dinleyin... Alın orjinal albümü, yırtın poşeti ve dinleyin...

(Not: Bu yazı beton gibi ve sinir dolu bir kafayla yazılmıştır; üzülen, kalbi kırılan arkadaşların bir - iki bukkake, blowjob falan izlemesi tavsiye olunur. Beni haksız bulanların yüzüne de itinayla "Metal up your ass!" diye böğürülür.)

23 Ağustos 2008 Cumartesi

"Zeytinli ses ver! Oof! Oof!"

Balıkesir/Edremit/Akçay/Zeytinli'de bilmem kaçıncısı düzenlenen Zeytinli Rock Fest'teydim ben! Evet; öyleydim! Peki size bunu neden söylüyorum? Gençler, bakın; yolunuz oraya düşerse mutlaka gidin, görün! Düşmezse de görün! Dört gün sürüyor ve bir günü (Genellikle ikinci gün) "metal günü" oluyor. Diğer adıyla "Headbang Day" Ebemiz ağladı boyun ağrısından. Bacağımın ameliyatlı olmasından dolayı pogo yapamamam ise ayrı bir acı. Etraftaki sosisli, sucuklu, ballı bacaklı sandviç standları, çadırlar, bira standları, son gün 03:00'ten sonra 50 cl. biranın 2.50 YTL olması; kelime kifayetsizliği... Bambaşka bir tat, çok ayrı bir doku. Yüzlerce çadır, her ilden bir insan... Ayrıca sahne deniz kenarındaydı; plajdaydı konserler hocam yaa! Kumlarda debelendiler; ben debelenemedim. Terledikçe denize girdiler; ben de girdim. Ehoho! Slogan "Müzik+Plaj+Kamp+Spor" zaten. Giriş ücreti de uygun; Kombine+Kamp: 20 YTL, Günlük Giriş: 5 YTL...

www.zeytinlirockfest.com

















1. Gün - 14 Ağustos, Perşembe
Hayko Cepkin
Moğollar
Zardanadam
Alev
Gökçe
Buz
Ehl-i Keyf

2. Gün - 15 Ağustos, Cuma (Headbang Day)
Pentagram
Catafalque
Soul Sacrifice
False in Truth
Nitro

3. Gün - 16 Ağustos, Cumartesi
Tiamat
Ogün Sanlısoy
Badem
Sakin
Gren
Makine

4. Gün - 17 Ağustos, Pazar
Kurban
Nev
Yüksek Sadakat
Tibet Ağırtan & Rock'n Roll
İhtiyaç Molası
Dinar Bandosu
Marsis


...Bir kaç güne kadar Facebook profilime ve buraya konser görüntülerini eklerim; ısrarla bekleyiniz. Ooooo! See the lions in the cage! Ooooo! See the victims of the rage!

İlgilenenler için "Zeytinli Rock Fest '08" adlı albümümün linki;
http://www.facebook.com/album.php?aid=30057&id=697820771

19 Ağustos 2008 Salı

"Kırıkları al abi"

Okulların kapandığı günden beri makas yüzü görmeyen arkadaşlar; sözüm size... Bu saçları kestireceğiz. Biliyorsunuz. Gerçeklerden kaçmayalım artık. Okulların açıldığı haftadan bir sonraki hafta kelaynak gibi dolaşacağız. Artık aynanın karşısına geçtiğimde "babalık içgüdüm" ortaya çıkıyor. Kendimden korkar oldum; kendi kendime "Bu ne oğlum? Kes şu saçları." diyorum. '68 kuşağına döndük arkadaşlar! Bandana takmamıza az kaldı. Kim olduğumu bile bilmiyorum artık. Kimlik bunalımları içerisindeyim. Sakallarımı kestim dün akşam yaa! Ayrıca "Şimdi kessem okul açılana kadar uzar" diyenler! Yapmayın! Öğretmen faktörü var; kısa saçlarınızı uzun zannettiğinizi hissedip ailenize şikayet ederler. Bu pis gerilim, bu aşırı baskı... Dayanamayıp intihar edecek olanlarınızın tetiğini çekerim. Etmezseniz gelin berbere hep beraber gidelim; tek başımayken özgüvenim kırılıyor. Evet! Siz de o duyguyu biliyorsunuz...

Sessiz ve Derinden

Aynı kalkan balığına dokunmuştuk
Aynı anda, aynı hızla
Elimizi aynı anda çekmiştik
O elektriği alınca
Balık bile bize bakakalmıştı
Benim biraz kakam vardı
Peki ya senin adın?
Baban cağırdı uzaktan
"Duygu, hadi gidiyoruz" diye
Sen de gitmiştin haliyle
...
Bana da ustam seslendi
Oğlum "al takımları" dedi
Yok...
O başkaydı...
İskeleye doğru yürüdüm
Kayaların üzerinde bir Terrier gördüm
Meğer kafanmış o senin
Sarı, dalgalı ve düğüm, düğüm
Beni farket diye
Koduğumun iskelesinde
12 tur atmıştım (ulan)
Yoruldum omonakoyum;
Ben de kayaya oturdum.
"Bakar mısın?" dedi bana
Çevirdim başımı arkaya
Saatimi sormuştu
Saatim 20:30'du, 20:30'du!

...

5 dakika susmuştuk
Sonra, soktum utancıma
Tanıştık,
Konuştuk hakkımızda
Güneş batmaya başladı
Tam aşk, meşk ortamı
O da heyecandan kolasını düşürdü elinden
Adeta ebem s.kilmişti ulan duygu selinden

...

Saat 22.25'ti
Telefonu titredi
Yakın oturuyorduk
Hissettim yani etkileşimi
Babası aramıştı
Dürbünle mi izliyordu acaba pipimin manyağı?
"Kızım gel hadi,
Topla valizini"
Babası bile kafiye peşindeydi
Yüzünü döndü bana;
Kalktı ayağa, fırlarcasına (x2)
Pansiyona gitmesi gerekiyormuş
Yarın buralardan gidiyormuş
"E ne anlamı kaldı hocam?"
Diye mırıldandı dudaklarım
Uzaklaştı hızlı adımlarla
Babasının "hayalini belki gerçek yapmaya"
Dedem geldi, sırtıma vurdu unut dedi o kızı
Yalnızsın sen yalnız kal (Rüzgar esiyordu) giy dedi hırkanı...
Yalnızsın sen yalnız kal, giy dedi hırkanı
Yalnızsın sen yalnız kal!
Yalnızsın sen yalnız kaaaaal!

(Cem Karaca'nın Tamirci Çırağı adlı şarkısının ezgisiyle okunması daha sağlıklı olur.)
(bkz: "Ustam... Seslendi... Uzaktan...")

Sakin Hayat

Sakin adlı grubun Hayat isimli albümünü herkese deli şiddetiyle öneriyorum. Gençler yapmış bir albüm, güzel de olmuş; vokaldeki abimizin sesinde de çok güzel bir tını var ulan!

Sakin | Denek Hayatım

"God bless this city!"



GTA IV oynuyorum ulan ben; deli gibi serotonin salgısı. Pamuk gibi oldum. Tişörtüm bile var lan!.. Saati 3 YTL'den acı ama tatlı...

















"I will kill you!"
(Niko'nun aksanıyla güzel her şey)